Astrobiyoloji nedir?
Aslında birçok yetişkinin, özellikle çocukların merak ettiği sorulardan biri ‘Evrende yalnız mıyız? ’ İşte bu çocuğa cevap vermek üzere, çok fazla bilinmeyen bir bilim dalından bahsetmek istiyorum: Astrobiyoloji. Bu bilim dalı, diğer gezegenlerde yaşam olup olmadığını, yaşamın nasıl oluşabileceğini ve uzayda yaşamın kökeni hakkında araştırmalar yapar. Kısacası, astrobiyoloji evrendeki yaşam çalışması olarak tanımlanabilir. Peki, astrobiyoloji neden önemlidir? Çünkü dünya dışı yaşamın bulunması, yaşam sürecini daha iyi anlamamızı sağlar. Yani bu dünyadaki yaşamın evrimi hakkında bize önemli bilgiler sunabilir.
Önemli Bilim İnsanları ve Tarihçe
Uzayda yaşamı sorgulama düşüncesi Antik Yunan dönemine kadar uzanır ancak astrobiyoloji bilimi olarak 20. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmıştır.
Carl Sagan: Astrobiyolojinin öncüsü olarak bilinen Carl, Mars’ta yaşamın var olabileceğini ilk öne sürenlerden biriydi ve sürekli olarak NASA’ya evreni keşfetmesini genişletmesi için çağrıda bulundu.
Frank Drake: Genelde insanlar tarafından çalışmalarının karmaşık olduğu düşünülen Frank yaşanabilir gezegenlerdeki yaşamı tahmin etmeye yönelik bir denklem geliştirmiştir. Bu denklem, galaksimizde akıllı yaşamın var olma olasılığını hesaplamaya çalışmış ve insanlarını galaksimizde yaşam olasılıklarını düşünmeye teşvik etmiştir.
Miler-Urey: Stanley L. Miller 1953 yılında, o zamanlar Chicago Üniversitesi’nde Harold C. Urey’in yüksek lisans öğrencisiydi. Amonyak, metan ve hidrojeni (ilk Dünya atmosferinde olduğuna inanılan gazlar) suyla birlikte kapalı bir şişeye koydu ve elektrik uyguladı. Bu karışım, elektriksel kıvılcımlarla (şimşek gibi) uyarıldı. Sonuç olarak bazı amino asitler ve organik bileşenler oluştu. Bu deney, doğal yollarla yaşamın temel bileşenlerinin oluşabileceğini gösterdi.
Giuseppe Cocconi ve Philip Morrison: Cornell Üniversitesi’nden Giuseppe Cocconi ve Philip Morrison, evrendeki diğer akıllı uygarlıkların iletişim kurmak için elektromanyetik dalgaları kullanabileceğini öne sürdüler ve 1420 megahertz frekansta bir sinyal gönderilmesinin uygun olduğunu tartıştılar.
Drake Denklemi
N = R* · fp · ne · fl · fi · fc · L
N: Uzayda saptanabilir uygarlıkların sayısıdır.
R*: Yeni yıldızların oluşma hızı. (Yılda kaç yeni yıldız oluştuğu)
fp: Yıldızların gezegenlerle oranıdır.
ne: yaşam için uygun gezegen sayısı.
fl: Yaşamın ortaya çıktığı gezegenlerin oranı.
fi: Akıllı bir uygarlıkların oranı.
fc: iletişim teknolojisi üreten akıllı uygarlıkların oranı.
L: İletişim kuran uygarlığın tespit edilebilir kaldığı sürenin uzunluğu.
İlk başta bir çok bilim insanı bu çalışmaya şüpheyle yaklaştı ancak SETI (Yeryüzü Dışı Akıllı Yaşam Araştırması) gibi projelerin ortaya çıkması evrende yaşam arayışına katkıda bulunmuştur.
Biyomarkerler:
Biyomarkerler, canlı organizmalarda bulunan ve yaşamın varlığını gösterebilecek moleküler veya kimyasal işaretlerdir. Astrobiyolojide biyomarkerler, başka gezegenlerde yaşam belirtilerini tespit etmek için kullanılır.
Yaşanabilir Bölgeler:
Yaşanabilir bölgeler, yaşam için gereken üç koşulu sağlamalıdır: su, enerji kaynakları ve kimyasal bileşenlerin uygunluğu (karbon, hidrojen, oksijen, azot, vb.). Örneğin, Dünya su ve gerekli kimyasal bileşenlere sahiptir; Mars’ta geçmişte suyun olduğuna dair kanıtlar mevcuttur ve gelecekte mikroorganizmalar için yaşanabilir olabilir. Europa, Jüpiter’in uydularından biridir ve yüzeyinin altında bir okyanus olduğu düşünülmektedir; bu okyanus yaşam için önemli bir potansiyele sahip olabilir. Enceladus, Satürn’ün uydusudur ve Europa’da olduğu gibi yüzeyin altında bir okyanus olduğu düşünülmektedir. Titan, Satürn’ün en büyük uydusudur. Yüzeyi kalın bir atmosferle kaplıdır ve Dünya’nınkinden farklı olarak metan ve azot açısından zengindir. Titan’da sıvı metan ve etan gölleri, akarsuları bulunur ve yüzeyinin altındaki buz tabakasının altında sıvı okyanusların olabileceği düşünülmektedir.
Exoplanetler:
Exoplanetler, yıldızların etrafında dönen gezegenlerdir ve Güneş Sistemi’nin dışındaki yıldız sistemlerinde bulunurlar. Bazı exoplanetler şunlardır :
- 51 Pegasi b: İlk keşfedilen exoplanet 51 Pegasi b’dir. 1995 yılında keşfi duyurulmuştur.
- Proxima Centauri b: Güneşe en yakın yıldız sistemindeki (Proxima Centauri) yaşanabilir bölgede bir gezegendir ve 2016’da keşfedilmiştir.
- Kepler-22b: Yaşama elverişli bölgede bulunan bir okyanus dünyasıdır ve Kepler teleskobu tarafından 2011’de keşfedilmiştir.
TRAPPIST-1 Sistemindeki Gezegenler:
TRAPPIST-1, bizden 39 ışık yılı uzaklıkta bir ultra-soğuk cüce yıldızıdır ve 1999 yılında John Gizis tarafından keşfedilmiştir. Yıldızın sistemindeki gezegenler ilk olarak 2015’te keşfedilmiştir. Bu sistemdeki gezegenlerin neredeyse hepsinin yer kabuğuna sahip oldukları düşünülmektedir. Bu sistemdeki yaşanabilir gezegenler şunlardır:
- TRAPPIST-1d: Dünya büyüklüğündedir ve yaşanabilir bölgede bulunmaktadır ; ayrıca yüzeyinde sıvı su bulunma ihtimali vardır.
- TRAPPIST-1e: Dünya büyüklüğündedir ve yaşanabilir bölgede bulunmaktadır ; yüzeyinde denizler, nehirler vb. Akışkan sular bulunur.
- TRAPPIST-1f : Diğer iki gezegen gibi yaşanabilir bölgede bulunur ancak bu gezegen sınırda yer aldığından, özellikle ekvator bölgesi yaşam için elverişlidir. Diğer iki gezegene kıyasla daha soğuk bir gezegendir, ancak gezegendeki belirli konumlarda yaşam söz konusu olabilir.
Bu bölgelerde yaşam olup olmadığını kesin olarak bilinmiyor; ancak bu alanlar üzerine çalışmalar yapılırsa gelecekte yaşamın elverişli olduğu kesinleşebilir. Gelecekte astrobiyoloji adına gerçekleşmesi beklenenler: daha gelişmiş teleskoplar uzak gezegenlerin atmosferlerini daha iyi anlamamızı sağlayacak ; Mars ve Europa gibi gezegenlerde yaşam izleri arayan yeni uzay görevleri olacak; ekstrem koşullarda yaşama yeteneği olan organizmaları ve yaşam için gerekli molekülleri araştıracağız.
Evrende yaşamı ele alan bu bilim dalı, bilim ve toplum için çok önemlidir.
Melis ASGARİBALSİNİ