Bilim ve Sanatta Bir İnci: Leonardo Da Vinci

Sanat ve Kültür

Sanat tarihi, doğası gereği her zaman esrarengiz dehaları araştırma şerefine erişmiştir. Kimisi kulağını kesmiş, kimisi ölen kardeşinin reenkarnasyonu olduğuna inanmıştır. Kimisi ise Son Akşam Yemeği’ni çizerek insanlığı yıllar süren bir araştırmaya yönlendirmiştir.

Leonardo di Ser Piero da Vinci, 15. Yüzyıl İtalya’sında gayrimeşru bir çocuk olarak dünyaya geldi. Belli bir yaşa kadar annesiyle yaşasa da, onun tekrar evlenmesi üzerine büyükannesi ve büyükbabasıyla yaşamaya başladı. Onların ölümünden sonra babası ve üvey annesi onu yanlarına aldı. O yıllarda gayrimeşru bir çocuğun üniversite eğitimi alma hakkı yoktu fakat çizim yeteneği gözden kaçacak gibi değildi. Böylece babası onu resim ve heykel uzmanı Andrea del Verrocchio’ya götürdü. Verrocchio, çizimleri beğenmiş olacak ki Leonardo’yu çırak olarak yanına aldı. Da Vinci’nin hem şansı hem de şanssızlığı Rönesans Dönemi’ne denk gelmesiydi ve böylece kendini sanat ve mimarlık alanlarında geliştirme şansı buldu. Verrocchio’nun yanından ayrılınca Milano’ya giderek dekor ve kostüm tasarımcısı olarak çalıştı. Fakat bir yandan da, bir dekor tasarımcısından beklenmeyecek silah ve uçak tasarımları yapıyordu.

Da Vinci’yi diğerlerinden ayıran belki de en önemli şey merak duygusuydu. O, optik ve anatomi gibi alanlarda birçok araştırma ve çizim yapan bir mucitti aynı zamanda. Bu çizimlerden en dikkat çekenleri insan anatomisi üzerine olanlardı. Çünkü Da Vinci bu çizimleri insan kadavralarını inceleyerek yapıyordu. O dönemde bu yasadışıydı ve bunu bilen Da Vinci, Vatikan’a yakalanmamak için geceleri Santa Maria Nuova Hastanesi’nin morguna gidip çizimlerini tamamlıyordu. Bu dönemde ilk hatasız omurga çizimini yaparak kendini bir kez daha kanıtladı. Kötü yanı ise bu kanıtladığını ancak şimdi anlayabilmemizdir. Çünkü Da Vinci yazılarını kimseyle paylaşmayan, hatta okunmaması için yalnızca aynadan bakarak okunacak şekilde yazan mükemmeliyetçi biriydi. Eserlerini üst düzey bir güzelliğe ulaşmadıkça sergilemezdi.

Daha sonrasında Fransa Kralı için çalışarak kralı onurlandırdı. Buraya başressam ve başmimar olarak gelmiş olsa da geldikten sonra hiç resim yapmadı. Bunun sebebi sağ kolunun felç olması olabilir, başka bir sebep de olabilir. Nitekim Da Vinci solaktı. Ancak Fransa Kralı’nın yakın bir dostu olmuş olacak ki Da Vinci’nin ölümünün ardından Kral tüm eserlerini Fransa’ya getirtti.

Eserleri ve Gizemleri:

Da Vinci en büyük ününü ressamlığıyla elde etse de aslında kendisine ait diyebileceğimiz yaklaşık 17 resmi bulunuyor. Hadi, hayatı kadar gizemli eserlerinden en ünlülerine göz atalım.

Son Akşam Yemeği:

Basit anlatımla, İsa’nın Romalı askerlerce tutuklanmasından önceki gün havarileriyle yediği yemeği ve onlara içlerinden birinin kendisine ihanet ettiği haberini verişini anlatan eser, Milano yakınlarındaki Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nin duvarına yapılmış bir fresktir. Freskin bu kadar ünlü olmasının nedeni, içinde barındırdığı, bazen de barındırdığı iddia edilen ayrıntılarda gizlidir. Bu ayrıntılardan en büyüğü şüphesiz Magdalalı Meryem’dir. Çok uzun yıllar boyunca resmin İsa ve on iki erkekten oluştuğu düşünülse de, bazı araştırmacılar eserde İsa’nın solundaki kişinin düşünüldüğü gibi Yahya (John the Evangelist) değil, İsa ile evli olduğu iddia edilen Magdalalı Meryem adında bir kadın olduğunu savunmaktadır. Bu teoriye inananların öne sürdüğü sebeplerden bazıları, İsa’nın solundaki kişinin kadınsı vücut hatlarına sahip olması, İsa’nın ve Magdalalı Meryem’in kıyafetlerinin birbirini tamamlayacak şekilde çizilmiş olması, ikisinin ortasında Paganlarda kadınlığı temsil eden bir “V” harfi olması ve İsa ile Meryem’in bir araya geldiklerinde Magdalalı Meryem’i temsil eden “M” harfini ortaya çıkarmasıdır.

Resimdeki bir diğer önemli detay ise figürlerin üçlü gruplar halinde çizilmiş olmasıdır. Grupların hepsi kendi içlerinde bir duygu aktarımına sahiptir ve İsa’nın verdiği habere farklı tepkiler içermektedir. Örneğin, resimdeki en çarpıcı üçlü olan İsa’nın solundaki üçlüye bakalım. Dan Brown, Da Vinci Şifresi adlı kitabında bu üçlüyü şu şekilde betimliyor: “Resimde Petros tehditkâr bir şekilde Magdalalı Meryem’e doğru eğiliyor ve bıçak tuttuğu eliyle boynunu kesiyormuş gibi yapıyordu. Çünkü İsa’dan sonra kilisenin ona kalmasını istemiyordu.” Bu görüşü eleştiren araştırmacılara göre ise bu üçlü Petros, Yahuda ve Yahya’dan oluşmaktadır. Yahya’nın biraz daha kadınsı resmedilmesinin sebebi, genç yaşını vurgulamaktır ve Yahya haberin etkisiyle kendinden geçmiştir. Ortada bulunan Yahuda, İsa’nın sırrını ifşa ettiği için korkarak geri çekilmiştir ve elinde bir kese vardır. Bu kese, görmeyen bir göz için anlam ifade etmese de aslında Yahuda’nın İsa’yı ifşa etmesi karşılığı Romalılardan aldığı parayı temsil etmektedir ve kendisi İsa’nın uzandığı kaseye uzanır, bu da ihanetinin bir diğer göstergesidir. Petros’un elinde bıçak tutmasının sebebi ise ileride (tablonun, olay örgüsünün ilerisinde) İsa’yı yakalayan askerlerden birinin kulağını kesecek olmasıdır.

Daha komplocu bakış açılarına göre, tabloda daha derin manalar vardır. Kimisine göre, resimde saklı notalar bulunur; kimisine göre ise resim kıyametin tarihini belirtmektedir. Bazıları resmi aynalama tekniğiyle ters çevirir ve Da Vinci’nin kendi otoportresini esere sakladığını öne sürer. Diğerleri ise bu eseri yalnızca muhteşem bir perspektif çalışması olarak görür ve hayranlıkla takdir eder. Ancak şu da bir gerçektir ki, duvar freski restorasyon çalışmalarına rağmen zamana dayanmakta zorlanmaktadır ve Da Vinci’nin en iyi çalışması olmaktan oldukça uzaktır.

Mona Lisa:

Kimine göre bir erkek, kimine göre kadın olan Mona Lisa, şüphesiz Da Vinci’nin en çok konuşulan resimlerinden biridir. Yıllarca pek çok soygun olayına karışmış ve ülkeden ülkeye gezmiş eserin en çarpıcı özelliği, resimdeki kişinin gülümsemesidir. Bayan Lisa anlamına gelen Mona Lisa’nın gerçekte Lisa Gherardini olduğu ve tablonun ikinci oğlunun doğumu şerefine yapıldığı düşünülmektedir. Bu açıdan bakıldığında, Mona Lisa’nın mutlu olması beklenir. Ancak, tuhaf ve gizemli gülümsemesi çoğu kişinin emin olamamasına neden olmaktadır. Çünkü Da Vinci, Mona Lisa’yı çizerken optik oyunlardan ve sfumato (tonları birbirinde kaybederek bulanıklaştırma) tekniğinden bolca yararlanmıştır. Bu da bakan kişinin perspektifine göre onu bıkkın, mutlu, korkmuş veya sinirli olarak görmesine ve Mona Lisa’nın kendisini takip ediyormuş gibi hissettirmesine yol açmaktadır.

Bayan Lisa kadar olmasa da, tabloda dikkat çeken bir diğer unsur arka plandır. Sanat tarihçileri yıllarca bu arka planı inceleyerek resmin nerede yapıldığını anlamaya çalışmış ve çeşitli görüşler sunmuştur. Da Vinci’nin jeoloji ilgisi göz önüne alındığında, buranın gerçek bir yer olduğunu düşünmek akla yatkındır. Ancak diğer bir görüşe göre, burası tamamen idealize edilmiş bir dünyadır. Da Vinci’nin burayı gerçek bir yer olarak mı yoksa idealize edilmiş bir yer olarak mı resmettiğini bilmiyoruz ve gelecekte öğrenmemiz de pek olası görünmüyor. Ancak, konu üzerinde çalışan tüm araştırmacıların üzerinde birleştiği tek gerçek, Da Vinci’nin büyük bir deha olduğudur.

Elif Nisa AYDIN

Yazıyı Paylaş

Yazar

İlgili Yazılar